vitamin-d-ve-kısırılık.jpg
21/Tem/2018

İnfertilite yani çocuk sahibi olamama tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olup, çiftlerin yaklaşık %15 ini etkilemektedir. Polikistik over sendromu ve çikolata kistleri çocuk sahibi olamamanın kadındaki en önemli nedenlerindendir. Polikistik over sendromu, yumurtlama problemleri, obezite ve insülin direnci ile karakterizedir.

Ülkemizde yaygın bir sağlık problemi olarak görülen vitamin D eksikliği, değişik yapılan araştırmalara göre ortalama olarak %50-90 arasında toplumda eksikliğine rastlanılmaktadır.  D Vitamini, kolestrol yapısında bir hormon olup, temel olarak %80-90 güneşışığı maruziyetinden sonra deride sentezlenmekte, çok az bir kısmı ise diet yoluyla alınmaktadır. Diet yoluyla da en çok balık yağları ile birlikte alınmaktadır..En iyi bilinen görevi kemik sağlığı ve mineralizasyonunu sağlamasıdır. Kas-iskeket sistemindeki etkilerinden ayrı eksikliği durumunda kansere, otoimmmün hastalıklara, allerji, kalpdamar sistemi hastalıklarına ve diabete yol açtığı gösterilmiştir..

Kadın ve erkek üreme sistemi üzerine de önemli etkilerinin mevcut olduğu saptanmıştır. Kadınlarda östrojen hormon yapımını desteklemektedir.   Erkeklerde de vitamin D düzeyi ile testosteron seviyesi ve semen kalitesi arasında ilişki mevcuttur. Eksikliğinde östrojen ve testosteron hormon düzeyleri düşmekte, sperm kalitesi de bozulmaktadır. Kadın hastalıkları içinde polikistik over sendromunda eksikliği

Vitamin D düzeyi ve Polikistik over sendromu
Polikistik over sendromu üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen hormonal problemlerden biridir.Obezite, artmış insülin direnci,, yumurtlama problemleri ve infertilite ile ilişkilidir. Polikistik over sendromunda da vitamin D düzeylerinin azalması artmış insülin direnci ile birliktedir. Klinik çalışmalar D vitamini takviyesinin insülin salgılanması, yağ profili, adet düzeni, yumurta gelişimi üzerine olumlu etkilerinin olduğunu göstermektedir. Ayrıca tüp bebek programlarında da vitamin D düzeyi normal olan kadınların gebe kalma ihtimalinin  düşük olanlara göre daha iyi olduğu gözlemlenmiş.

Çok sayıda klinik çalışma ,Vitamin D düzeyinin normal sınırlarda olmasının insülin direncini düzelttiğini göstermektedir. Vitamin D yağ hücrelerinde depolandığı için,insülin direnci ile birlikte yağ hücrelerinin miktarındaki artışın,vitamin D düzeylerinin düşmesine yol açmaktadır. Serum vitamin D düzeyinin düşmesi insülin direncinin artışına yol açmaktadır. Obez polikistik overli kadınlarda Dvitamini düzeyinin düşük olduğu saptanmış.


dogum-agrisi.jpg
21/Tem/2018

Ağrı, insanlık tarihi kadar eski bir kavram olup, kendini oluşturan uyarandan kaçmak için kişide uyanıklığa yol açan hoş olmayan bir duygu olarak tarif edilir.  Göreceli bir kavram olup, kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Cinsiyet, ırk, din, dil, sosyokültürel çevre gibi birçok faktör ağrı eşiğini, dolayısıyla da ağrılı uyarana tepkiyi değiştirmektedir.

Doğum ağrısı kendine has özellikleriyle fizyolojik ve psikolojik yönleri olan bir ağrıdır. Fizyolojik faktörlere örnek; yaş, doğum sayısı, gebenin fiziksel durumu, doğum yolu ve bebeğin ölçüsü sayılabilir. Doğumda ağrının daha fazla olacağının göstergeleri; ilk doğumunu yapacak olmak, anne yaşının genç olması, suni sancı verilmesi, bebeğin büyüklüğü, adet sancısı öyküsünün olmasıdır. Psikolojik faktörlere örnek ise doğum korkusudur. Doğumun ağrılı olması genel olarak kabul görse bile kontrol edilebilecek bir ağrıdır.  Doğum esnasında çoğu gebenin yaşadığı korku ve anksiyete ağrıya toleransı azaltarak ağrının daha şiddetli algılanmasına sebep olur. Burada önemli olan doğum ağrısı bilinçli bir şekilde yönetilirse ağrının şiddetinin daha az algılanabileceğidir. Bilinçli ağrı yönetimi içinse zihinsel ve bedensel olarak doğuma hazırlık önemlidir.

Gebeler arasında ağrının şiddeti farklı algılanır. Herkesin ağrı eşiği birbirinden farklı olabilir.  Doğum sürecinde bazı faktörlerin anneyi olumsuz etkilediği saptanmıştır. Bu faktörlere değinecek olursak;

·         KÜLTÜREL FAKTÖRLER
Kültürel değerler ve inançlar, gebenin ağrıya vereceği yanıtı etkilemektedir. Bazı kültürler ağrı çeken bireyin duygu ve davranışlarını açıkça göstermesine izin verirken bazı kültürlerde ise duyguların ve davranışların açıkça gösterimi hoş karşılanmaz.

·         DOĞUMA HAZIRLIK EĞİTİMİN ETKİSİ
Doğum için hazırlanma annenin rahatlamasını sağlayarak analjezi ihtiyacını azaltmaktadır. 21-23 . haftalarda doğuma hazırlık kurslarına katılan kadınların ağrı seviyelerinin azaldığı, ağrıyla başa çıkma tekniklerini öğrenmiş oldukları görülmüştür.

·         HALSİZLİK VE UYKU SORUNLARI
Doğum sırasında anne yorgun olabilir bu da ağrıya verilen cevabı etkiler. Yorgunluk sonucunda annenin enerjisi azalır, ağrı ile baş etmekte zorlanır. Uzun doğumlar ve yorgunluk ağrının daha fazla algılanmasına ve ağrı eşiğinin düşmesine sebep olur.

·         AĞRININ GEBE İÇİN ANLAMI

Ağrının algılanması kadının kendini algılaması ile ilgili olduğu gibi, kültürel beklentilere de bağlıdır. Kadın doğum eylemini korku dolu bir olay olarak algılayabilir ya da mutluluk dolu bir olay olarak düşünebilir. Gebenin doğumu ağrılı bir süreç olacağını düşünmesi korku ve gerginliğini artırarak  ağrı algısını artırır.

·         DAHA ÖNCE YAŞANAN DENEYİMLER
Gebenin geçmiş ağrı deneyimleri, o sırada ve gelecekte yaşayacağı ağrı düzeyini etkiler. Zor ve uzun sürmüş bir doğum deneyimi yaşanmış olabileceği gibi ağrı ile başa çıkma becerilerinin kazanıldığı olumlu deneyimlerde yaşanabilmektedir.

·         DOĞUM DESTEĞİ
Doğuma yardımcı bir kişinin özellikle profesyonel ebe veya  doula, ayrıca eğitimli eş desteğinin doğum süresinin kısaldığı, tıbbi müdahale ve ağrı düzeyinin azaldığı görülmüştür.

·         ÇEVRE
Gebeler genellikle doğumda yabancılık çekmeyecekleri konforlu ve aynı zamanda güvenli ve mahremiyetlerinin korunduğu fiziki ortamı tercih ederler. Böyle bir ortam gebenin kendini rahat ve özgür hissetmesine izin verir. Gebenin rahat hareket edebilmesine yardımcı olacak ilaç dışı uygulamaları (müzik, doğum topu vs.) kullanabilmesine olanak sağlar.

Sonuç olarak ağrı, gebenin doğumunu fiziksel, ruhsal, ve sosyal yönden etkileyerek kalitesini düşürmektedir. Bu nedenle, gebenin deneyimlediği ağrının kontrol altına alınması kişinin rahatlaması, doğum kalitesinin yükseltilmesi, komplikasyonların azaltılması açısından önemlidir. Dünya Sağlık Örgütü sağlıklı anne ve bebek için mümkün olan en az girişim ile güvenli bir şekilde doğum eyleminin gerçekleşebileceğini belirterek, doğum eylemi boyunca gebeye duygusal ve fiziksel destek verilmesini önermektedir. Doğumhanede çalışan sağlık profesyonelleri, doğum sırasında gebenin ihtiyaç duyduğu fiziksel ve psikolojik gereksinimleri karşılamak, doğum ağrısı ile baş etme konusunda deneyim ve bilgilerini gebeyle paylaşarak olabildiğince sorunsuz bir süreç geçirmesine yardımcı olacaklardır.


genital-estetik.jpg
21/Tem/2018

GENİTAL BÖLGE ESTETİĞİ

Genital bölge estetiği, her geçen gün dünyada yaygınlaşmakta olup, hem kozmetik hem de medikal nedenlerle yapılmaktadır. Kozmetik neden ile yapılan ameliyat kadının kendine olan özgüvenini artırmakta, cinsel hayatındaki sıkıntıları gidermektedir. Medikal nedenler ise kadının hayat kalitesini bozduğu için önerilmektedir. Günümüzde en sık uyguladığımız operasyonlar, dış genital bölgenin görünümünü değiştiren perinoplasti, vajinayı daraltmaya yönelik vajinoplasti, iç dudakları küçültülmeye yönelik labioplasti ameliyatlarıdır. Jinekologlar tarafından çok sık yapılan operasyonlardan olup, vajina ve perine bölgesinin en sık yapılan estetik ameliyatlarıdır.

Medikal olarak düşük riskli bir ameliyatlardır. Hijyen ve iyileşme süresi açısından adet döneminin hemen bitiminde yapılmalıdır. En fazla bir saat sürmektedir, genellikle genel anestezi altında ameliyathane ortamında yapılmaktadır. Bir hafta sonra dikişler iyileşmeye başlamakta olup, en fazla 3 hafta sonunda tamamen iyileşme gerçekleşir. Kendiliğinden eriyen dikişler kullanılmaktadır. İyileşme sürecinde hijyene dikkat edildiği sürece herhangi bir problem yaşanmamaktadır. Ameliyat sonrası ağrı hafif yaşanır, ağrı kesicilerle hafifletilmektedir. Cinsel ilişki yasağı bir ay süre ile uygulanmaktadır.

LABIOPLASTİ (İÇ DUDAKLARI KÜÇÜLTME)

Dış genital bölgenin görünümünü değiştirmek için en sık yapılan ameliyatlardandır. İç dudaklar, dış dudakların iç kısmında olup, vajina girişini ve idrar deliğini çevreleyerek dış etkenlerden korur. İç dudaklardaki bu şekil bozukluğu; kabarıklık, uzama, iki dudak arasındaki asimetri şeklindedir. Çoğunlukla doğuştan olup, doğumlardan sonra, kaza sonrası da gelişebilmektedir. Kadınlarda bu durum özgüven problemi yaratmakta olup hoşlanmamaktadırlar. Kadının cinsel partnerinden utanç duymasına bu da cinsel soğukluğa yol açmaktadır. Ayrıca yürürken, spor yaparken, cinsel ilişki sırasında rahatsızlık vermektedirler. Dar pantolon giyildiğinde ise tahriş olmaktadırlar. Labıoplasti ile estetik görünüm düzeltilmektedir.

VAJİNOPLASTİ (VAJİNA DARALTMA)

PERİNOPLASTİ (DIŞ GENİTAL BÖLGENİN GÖRÜNÜMÜNÜ DÜZELTME)

Vajina daraltma ameliyatı yaşa, gebeliğe, doğuma bağlı vajinada olan genişlemeyi düzeltmeye yönelik yapılan ameliyatdtır. Perinoplasti ise normal doğumlardan sonra dikişlere bağlı dış genital bölgedeki yırtıkları düzeltmek için yapılan ameliyatttır. Özellikle zor ve iri bebek doğumlarından sonra vajina ve vajina girişindeki perine bölgesinde yırtıklar, yanlış iyileşmeler ve vajinanın dokusunda bozulmalar, genişlemeler yaşanmaktadır. Vajinanın elastik yapısını yaşlanmaya, hormonal nedenlere, doğuştan nedenlere bağlı olarak kaybetmesi sonucuda vajinada genişlemeler yaşanmaktadır. Vajinadaki bu açıklık, cinsel ilişkide isteksizliğe, enfeksiyonlara, yürürken ve otururken rahatsızlık hissine yol açmaktadır.

Op. Deniz Güleryüz Çakmak


bursa-dogal-dogum.jpg
21/Tem/2018

Doğum, kadın hayatında yüzyıllardır kendiliğinden gerçekleşen fizyolojik bir olaydır. Doğal doğum ise, bu süreci mümkün olduğunca bozmadan eylemin kendi kendine başladığı, tıbbi gereklilik durumunda müdahalenin olduğu, bebeğin doğar doğmaz kordonu kesilmeden anne göğsü ile buluşarak ten tene temasın sağlandığı ve belli bir süre annenin göğsünde kaldığı doğum şeklidir. Bu yaklaşım için günümüzdeki uygulamalarda; doğal doğum, normal doğum, aktif doğum, içsel doğum, fizyolojik doğum, suda doğum, hipnozla doğum, gibi pek çok ifade kullanılmaktadır

Doğal doğumun en çok kabul edilen diğer tanımı da anne adayının içgüdülerinin rehberliğinde kendi doğumuna aktif olarak katıldığı ve gereksiz müdahalelerin olmadığı doğum eylemidir. Buna İçgüdüsel doğum da diyebiliriz. Yani kadının kendi içine döndüğü, düşünerek değil bilinçaltı seviyede gerçekleştirdiği doğum şeklidir. Bu sayede aktive olan hormonlar, anne ve bebeğini doğuma en sağlıklı biçimde hazırlamaktadır. Düşünerek ve sorgulayarak doğal doğum yapamayız. Gereksiz yere yapılan her müdahalenin doğumun işleyişi ve hormonların salınımı üzerine negatif etkisi vardır.

Doğal doğum yapılabilmesi için anne adayının gebe kaldığı dönemden itibaren doğuma hazırlanması gerekmektedir. Bunun için doğuma hazırlık eğitimleri, nefes, yoga-pilates çalışmalarına katılabilirler. Sonrasında ise gebenin eğitimlerde öğrendiklerini her gün kendi üstünde çalışarak bedenini ve zihnini doğuma hazırlanması önemlidir.

Tabi ki bunun yanında anne adayına sağlanan doğum ortamı da önemlidir. Anne adayına güven ve mahremiyetin olduğu ortamı sunmalıyız. Gebe kendi bedeni ve ruhuna güven ve saygı duymalıdır. . Doğumda anne adayına destek olacak sevdiği birinin (arkadaş/eş/doğum koçu) yanında olması önemlidir. Doğumda kadın istediği şekilde davranmalı ve hareket özgürlüğü sağlanmalıdır. Doğum, anne adayının işi olup, doktor ve ebe rehberlik yapmalı, tıbbi gereklilik durumunda müdahale etmelidirler.

Sonuç olarak doğum, yüzyıllardan beri kendiliğinden gerçekleşen bedenin doğal, normal ve sağlıklı bir fonksiyonudur.  Bu fizyolojik süreçte, gereğinde tıbbi müdahale yapılması önemlidir. Gebelik döneminde rol olan tüm hormonlar, anne ve bebeğini doğuma en sağlıklı biçimde hazırlamaktadır. Gebelik ve doğum eylemi bir hastalık değil, bedenin doğal, normal ve sağlıklı bir fonksiyonudur. Yeter ki biz bu doğal eylemin gerçekleşmesine izin verelim.

Op. Deniz Güleryüz Çakmak

 


vajinismus-nedir-1200x814.jpg
21/Tem/2018

Cinsel birleşme sırasında vajinayı çevreleyen kaslarda korku ve endişe sonucu yineleyici istemsiz kasılmalar olması ve cinsel birleşmenin gerçekleşemesi. …

VAJİNİSMUS NEDİR?

Vajinismus;cinsel birleşme sırasında vajinayı çevreleyen kaslarda korku ve endişe sonucu yineleyici biçimde istemsiz kasılmalar olması ve cinsel birleşmenin gerçekleşememe durumudur. Tüm dünyada sıkça karşılaşılan bir cinsel problemdir.Ülkemizde ortalama olarak her on kadından biri eşi ile ilişkide vajinismus sorunu yaşamaktadır. Vajinismus,kadının hem kendi kadınlığında eksiklik olduğunu düşünmesine hemde eşine karşı suçluluk hisssetmesine neden olur.

VAJİNİSMUSUN NEDENLERİ

Vajinismusun en sık görülen nedenleri arasında psikolojik kaygılar ağırlık kazanır.Kız çocuklarına öğretilen veya irademizin bilinçdışımıza kodladığı “cinsellik kötüdür.”,”kızlık zarı çok değerli ve korunması gereken şeydir.” düşünceleri bu problemin ortaya çıkmasında önemli yer tutar.

Bazende cinsel bilgi eksikliği, basit bir utanma ve cinsel duygulardaki baskılanma neden olabilir.

Bazende altta yatan neden özellikle çocukluk dönemindeki travmatik yaşantıdır.Bu durumda geçmişde yaşanmış taciz gibi travmatik olayların bilinçdışına itilen bugünkü izdüşümleri ve etkileri iç çatışmalara neden olup beden-zihin bütünlüğünü bozarak vajinismusa yol açabilir.

Vajinismus nedenlerini toparlayacak olursak;

  • İlk cinsel denemede acı duyma
  • Cinselliği değersizleştiren ve aşağılayan aile
  • Zayıf güçsüz anne, baskıcı otoriter baba(baba-kız ilişkisinde güçlükler)
  • Cinsel şiddet ve taciz, iğrenme veya hoşlanmama
  • İstemeden zorla evlendirilme, eşini sevmeme, eşle uyumsuzluk ve iletişim sorunları
  • Başarısızlık korkusu veya performans kaygısı
  • Cinsel tabular, yanlış bilgiler ve inanışlar
  • Kişilik bozuklukları
  • Ağrı eşiğinin düşük olması
  • Vajinal kayganlıkla ilgili problemler, cinsel organın giriş yerinin bilinmemesi
  • Kadının cinsel obje olarak algılanması
  • Ağrılı jinekolojik muayene deneyimi, vajinal enfeksiyonlar

VAJİNİSMUSUN BELİRTİLERİ

Vajinismus hastalarında kasılmalar sadece vajina girişinde değil, aynı zamanda karın, bel, sırt, bacak gibi vücudun başka bölgelerindeki kaslarda da görülmektedir. Bu kişilerde cinsel ilişkiyi izleyen zaman içinde vucutta yaygın kas ağrıları görülür. Kas ağrılarının yaygın olması vajinismus hastalığının şiddetli olduğunu gösterir.Bazı hastalarda ise kasılmalar tüm vücuda yayılmaksızın yalnızca vajina bölgesinde gerçekleşmektedir.

Vajinal kasılmaların çoğu hasta tarafından hissedilmekle birlikte,kişinin eşi tarafından da farkedilir. Eşler bu durumu adeta “vajina girişini kapatan bir duvar”gibi algılamaktadır.Kadınlar ise “orada bir duvar var”gibi ifadeleri sıklıkla kullanırlar. Kontrol dışındaki bu kasılmalar; kadında endişe, korku ve “panik atak benzeri” bir durum yaratır. Sonunda kadın ilişkiyi reddederek bacaklarını sıkıca kapatır, eşini iterek ilişkiyi sonlandırır. Ailelerin bu durumu bilmesi veya ilk geceye ait deliller istemeleri, ya da “hala çocuğunuz olmuyor mu?” şeklindeki soruları çiftin durumunu zora sokar. Genellikle kadın suçlanır ve erkeğin evliliği bitirmesi istenir.

VAJİNİSMUS TEDAVİSİNE YAKLAŞIM

Vajinismus tedavisinde,  kişiye özel bir tedavi planı gerekir. Tedavide problemi çözmek istemek ve yapabileceğine inanmak önemli bir adımdır. %100 tedavisi vardır. Vajinismus hastasının hikayesi üzerinden bir tedavi programı oluşturulur.Eşlerin katılımı destek ve anlayışı iyileşmeye olumlu bir katkı sağlar.

Öncelikle çiftler kişilik analizleri,evlilik ilişkileri,iletişim düzeyleri,cinsellikle ilgili düşünceleri ve duygusal çatışmalarınıda içine alan bütüncül bir değerlendirmeden geçirilmesi gerekir. Gene ilk gece, ilk cinsel ilişki,kızlık zarı ile ilgili yerleşmiş yanlış düşüncelerin ve inançların değiştirilmesi için bilgilendirme yapılır..

Bursa Vajinismus tedavisi sırasında çeşitli egzersiz programları yapılır.Bunlardan birkaçı;

-Kendi bedenini tanıma egzersizleri,

-Derin gevşeme egzersizleri,

-Pelvik taban kaslarını kontrol altına almayı sağlayan,egzersizler verilir.Bu egzersizlere’ Kegel Egzersizleri’ denir ve bu kasların üzerindeki bilinçli kontrol arttırılır.Vajinismus tedavisinin en önemli aşamalarından birini bu egzersizler oluşturur.

-Vajina genişletme egzersizleri.

Bu egzersizlerin tamamı,vajinismus tedavisinin başlangıcında tüm hastaları tedirgin edebilir.Ancak aşama aşama bu noktaya gelindiğinde,vajinismus hastasının kendine güveni ve kontrolü artar.Gereğinde terapist eşliğinde egzersizler yapılmaya başlanır ve ev ödevleriyle devam eder.Ev ödevlerinin iyi çalışılması ,tedavinin başarısını ve süresini etkileyen en önemli faktörlerdendir.İyice gevşemeyi öğrenen vajinismus hastalarında, bu uygulamalar son derece kolay olur.

Evlendikten sonra vajinismus gibi bir cinsel problemi yaşamamak için öncesinde mutlaka hastalarıma jinekolojik muayene yaptırmalarını ve cinsel bilgilendirme almalarını öneriyorum..


gebelikte-seker-hastaligi.jpeg
21/Tem/2018

Gebelik öncesi diabeti olmayan gebede, gebeliğin 24. haftasından sonra başlayıp, doğum sonrası 6. haftaya kadar devam eden sonra normale dönen şeker hastalığına gestasyonel diabet denir. Tüm gebelerin %5 inde görülmektedir.

Gebelikte diabet neden ortaya çıkar?

Gebelikte bebeğin gelişimine yönelik şeker metabolizmasında değişiklikler olur. Plasentadan salgılanan HPL adında hormon gebelikte bebeğe yeterli şeker gitmesini sağlamak amacıyla insülinin kan şekerini düşürücü etkisini baskılar. Gebelikte doğal olarak kan şekeri yüksekliğine yatkınlık oluşur. Bu eğilimin normal dışı artışıyla 24. haftadan sonra gestasyonel diabet görülür.

Hangi gebeler diabet açısından risk altındadır?

  • 35 yaşından büyük gebeler
  • Gebelik öncesi normalden fazla kilosu olan kadınlar
  • Polikistik over sendromlu kadınlar
  • Daha önce ölü doğum yapmış veya anomalili bebek doğurmuş kadınlar
  • Daha önce 4000 gr’ın üzerinde doğum yapmış kadınlar
  • Önceki gebeliğinde diabet hikayesi olan gebeler
  • Birinci derece akrabalarında diabet hikayesi olan gebeler

 

Gebelik diabetinin bulguları nelerdir?

Çok yemek yeme ve çok su içme, sık idrara gitme ve sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, inatçı vajinal mantar enfeksiyonu, fazla kilo alımı şikayeti olanlarda gebelik diabeti tanıda düşünülür.

Gebelik diabetinde tanı nasıl konulur?

Gestasyonel diabet tanısı konulanların yarısında herhangi bir risk faktörü bulunmamaktadır. Bu nedenle tüm gebelere gebeliğin 24.-28. Haftaları arası glukoz tarama testi yapılmalıdır.

50 gr  oral glukoz tolerans testi: Açlık kan şekeri testi alındıktan sonra bir bardak suda eritilen 50 gr glukoz içilir. İçtikten 1 saat sonra tokluk kan şekeri ölçümü yapılır. Açlık kan şekeri 90’dan küçük, tokluk 1. Saat kan şekeri 140’ın altında olmalıdır. Değerlerden bir tanesinin yüksek olması diabet tanısı koydurmaz sadece şüphelendirir. Tanının doğrulanması için 100 gr OGTT yapılmalıdır.

100 gr oral glukoz tolerans testi: Gebelikte diabet tanısı koydurucu testtir.12 saatlik açlığı takiben  açlık kan şekeri ve bir bardak suda eritilmiş 100 gr glukoz içildikten sonra 1., 2., ve 3. Saatlerde yapılan kan şekeri ölçümü yapılır. Bu dört ölçümden 2 veya daha fazla değerin yüksek çıkması gestasyonel diabet tanısı koydurur.

Gebelik diabetinin komplikasyonları nelerdir?

Kontrolsuz gebelik diabeti durumunda annede ve bebekte gelişebilecek birtakım sıkıntılı durumlar mevcuttur.

 

Gebelikte aşırı kilo alma

Kontrolsüz diabette annede koma gelişme riski mevcuttur

Sık tekrarlayan idrar yolu ve vajinal mantar enfeksiyonları

Bebeğin normalden iri olma ve amnıyon sıvısının normalden fazla olma riski

Özellikle başta kalp olmak üzere doğumsal anomali olma riskinde artış

Ani anne karnında ölüm riski

İri bebeğe bağlı normal doğumda zorlanma riski, sezeryan oranında artış

Doğum sonrası bebekte görülebilecek metabolik düzensizlikler

Yenidoğan yoğun bakımı ihtiyacında artış

Gebelik diabetinin  takibi nasıl yapılmalıdır?

Gestasyonel diabetli gebelerin takibi normal gebelik takibinden farklıdır. Gebelik muayeneleri daha sık aralıklarla yapılır. Kontrollerde kan şekeri takipleri ve kilo alımları değerlendirilir. Anne adayı kan şekerlerini evde düzenli olarak takip edip, şeker takip çizelgesine 34. haftadan itibaren haftalık NST takibi yapılmalı. İki haftada bir ise ultrasonografi ile bebek gelişimine ve amniyon sıvısına bakılmalıdır.Anne bebek hareketlerini yakından takip etmelidir. Hareket azalması durumunda doktoruna hemen başvurmalıdır.

Gebelikte ağızdan şeker ilaçları tedavide kullanılmaz. Öncelikle diyet tedavisi başlanır. Gerekli görüldüğünde insülin tedavisine geçilir. Doğum şekli ve zamanlaması konusunda normal gebelikteki gibi davranılır. Engelleyici bir durum yoksa normal doğum yapılabilir.

Doğum sonrasında 6. Haftaya kadar şeker açısından dikkatli olunmalıdır. Gestasyonel diabeti olan gebelerde ileri ki hayatlarında  tip 2 diabet gelişme olasılığı yüksektir.


bursa-cinsel-isteksizlik-tedavisi.jpg
21/Tem/2018

CİNSEL İSTEKSİZLİK

Cinsel isteksizlik, kişinin karşı cinsle ilişkiye girme arzusunun olmama durumudur. Görme, koklama, işitme, dokunma, tatma, düşünce ve duygular cinsel isteği meydana getirir. Kişinin kendi iç dünyasında yaşadığı psikolojik etmenler, kendi biyolojik yapısı ile ilgili faktörler, çevresel ve kültürel faktörler cinsel istek düzeyimizi belirler. Hasta ya kendi kendine tanı koyar yada partneri tarafından tanı konulur. Yani değerlendirmede görecelik söz konusudur.  Bu durum partnerler arasında ciddi uyumsuzluğa ve çatışmalara yol açar. Ön planda sorun olarak veya başka bir cinsel sorunun altına saklanmış olarak karşımıza çıkar. Kadınlarda genel olarak görülme sıklığı  % 30 oranında olup en sık görülen cinsel işlev bozukluğudur.

Cinsel isteksizlik tipleri ergenlik döneminden beri görülen primer cinsel isteksizlik, cinsel sorunu olmayan bir kadının hayatının herhangi bir evresinde cinsel açıdan isteksizleşmesi ise sekonder cinsel isteksizliktir. Cinsel isteksizlik ağrılı cinsel birleşmeye, uyarılma ve orgazm bozukluklarına da neden olabilir. Bu durum partnerde de cinsel istekte azalmaya yol açabilir. Tam tersi partnerinde cinsel problem yaşayan kadında da isteksizlik olabilir. Kadınlarda cinsel isteksizlik; kızgınlık ve öfke, utanma, korku, endişe ve suçluluk hissetme duygularına açabilir.

CİNSEL İSTEKSİZLİK NEDENLERİ

       Primer cinsel isteksizlik;

  • Geçmişte yaşanmış olumsuz cinsel deneyimlerin bilinçdışı izdüşümleri; suçluluk ve günahkarlık duygularını içerir.

        Sekonder cinsel isteksizlik;

  • Yaşlanma
  • Cinsellikten uzun süre uzak kalmak
  • Kronik hastalıklar
  • Vajinal enfeksiyonlar
  • Evlilikte ilişki sorunları
  • Depresyon
  • Cinsel kimlik gelişiminde sorunlar
  • Dini baskılar
  • Gebe kalmaktan ve cinsel yolla bulaşan hastalık kapma korkusu
  • Hormonal bozukluklar
  • Gebelik ve lohusalık dönemi
  • Menopoz
  • İlaç yan etkileri

 

 Kadınların yaklaşık %1’de gerçekten fiziksel bir problem vardır. Geri kalan %99’luk kesimin problemi tamamen psikolojiktir.

DEĞERLENDİRME

  • Cinsel birleşme sıklığı
  • Cinsel düşünce ve fantezilerin sıklığı
  • Orgazm ile sonlanan cinsel etkinlik sayısı
  • Gerçekte istenen ideal cinsel istek sıklığı
  • Belirtilerin ortaya çıkmasından önce yaşanan olaylar
  • Psikolojik öykü ve evlilik öyküsü
  • Kadının hayatında düzen değişikliği olup olmadığı sorgulanır.

 

CİNSEL İSTEKSİZLİK TEDAVİSİ

Cinsel istek insanın içinde doğuştan vardır. Ve bu nehir içimizde akar. İsteksizlik durumunda bu nehir üzerinde bir baraj vardır. Tedavide bu barajın yıkılması amaçlanır. Kişinin kendi isteği ile gelip gelmediği, bu isteksizliği değiştirmek konusundaki farkındalığı çok önemlidir. Temel strateji kadının gevşemiş ve kaygılı olmayan durumdayken yeterli cinsel uyarıya tepki vermesini sağlayacak şekilde cinsel durumunun yeniden yapılandırması amaçlanır. Cinsel isteği azaltan etkenlerin bulunup ortadan kaldırılması ve kişinin cinsel arzuları ile uyumlu cinsel yaşamın sağlanması önemlidir.

Eğer neden herhangi bir hastalık, depresyon gibi ruhsal sorunlar yada ilaç kullanımından kaynaklanıyorsa bu durum ortadan kaldırılır.

Eğer çiftler arasında cinsel iletişim problemi varsa cinsel isteklerini daha rahat ifade edebilmelerinin sağlanması ve cinsel yaşamdaki kısıtlılıklarının kaldırılması amaçlanır. Yeniden flört havası yaratılmaya çalışılır, açık iletişim kurmak, partnere dokunmak, suçlamak yerine sorumluluk alma, endişelerin üzerine gitme, güç savaşlarına son verme amaçlanır. Kişilerin gizli kalmış arzu ve fantezilerinin uyandırılması amaçlanır. Hangi şartlarda hangi tür ve miktarda cinsellikten hoşlandıklarını belirlemek, isteklerini söylemekte onları vazgeçiren faktörlerin neler olduğunu belirlemek ve gidermek önemlidir.


Dr. Deniz Güleryüz Çakmak

drdenizgüleryüz

1979 yılında Kırıkkale’ de doğdum. Orta ve lise eğitimimi Kayseri Nuh Mehmet Baldöktü Anadolu Lisesinde tamamladım. 2003 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldum. 2008 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum...

Tüm Hakları Saklıdır. Op. Dr. Deniz Güleryüz Çakmak