Op. Dr. Deniz Güleryüz Çakmak

BLOG

No more posts
anne-adaylarina-oneriler.png
23/Eyl/2019

Gebelik her kadın için özel olmakla birlikte hayat döngüsü içerisinde önemli bir süreci de içermektedir. Kendi bedeninde yeni bir canlı hayat bulurken bu gelişimle birlikte bedenide ona göre şekillenmektedir. Bebeğin ve anne bedeninin bu sürece sağlıklı uyumu için gebelik planlamadan önce hazırlıklar yapmak oldukça faydalı olacaktır.

Gebelikte yapılan takip kadar gebelik öncesi muayene ve danışma da önemlidir.Hamilelik planlamadan önce ilk yapılacak şey 3 ay öncesinde jinekolojik muayene olmanızdır. Jinekolojik muayene sırasında rahim ağzı kanser tarama testi dediğimiz smear testinin alınması, ultrasonografi ile rahim ve yumurtalıklarda myom veya kist gibi gebe kalmaya engel olacak bir durumun var olup olmadığı tespit edilir. Jinekolojik öyküde ise daha önce rahim ve yumurtalıklarla ilgili geçirilmiş bir operasyonun varlığı, ayrıca bilinen veya bilinmeyen bir hastalığın gebeliği ne oranda etkileyeceğinin ortaya konulması amaçlanır. Ayrıca varsa önceki gebelik hikayesinin sorgulanması planlanan gebeliğin nasıl seyredeceği hakkında önemli ipuçları verebilir. Düşük tehlikesi, gebelik tansiyonu ve şekeri, erken doğum gibi problemlerin yaşanması bir sonraki gebelikte de tekrarlama riski taşıyacağından sorgulanmalıdır. Ayrıca önceki bebeğin doğum haftası, kilosu, doğum şekli, doğumda zorluk yaşanıp yaşanmadığı, detaylı olarak değerlendirilir. Gebelik öncesi değerlendirmede ailede kalıtsal özellik gösterebilecek bir hastalığın var olup olmadığı da sorgulanır.

Ayrıca karaciğer, böbrek fonksiyonları, hepatit markerları, tiroid fonksiyon testleri, D ve B12 vitamini ve kan sayımı gibi testler yapılarak herhangi bir rahatsızlığın varlığı araştırılır. Bu testler ile hastalık saptanırsa gerekli tetkik ve tedavisi yapıldıktan sonra gebelik planlaması önerilir. Herhangi bir sebepten dolayı sürekli kullanılan ilaçlar varsa da gebelik döneminde kullanılmalarının uygun olup olmadığı değerlendirilir.

Bebek sahibi olmayı planlama döneminde beslenme alışkanlıklarınızın tümünü gözden geçirmelisiniz. Öncelikle katkı maddeli gıdalardan uzak durmalısınız, mümkün olduğunca doğal beslenmelisiniz. 3 ay öncesinde folik asit vitamini alımına başlamalısınız.. Folik asit desteğinin önerilme nedeni ise bebeğin beyin ve sinir sisteminde oluşabilecek problemlerin önlenmesidir. En iyi doğal folik asit kaynakları yeşil yapraklı sebzeler, taze meyveler, brokoli, bamya ve kuru baklagillerdir. Alkol ve sigara alışkanlığınız varsa bırakmanız gerekmektedir. Çünkü sigara içen kadınlarda gebe kalmada güçlük, düşük tehlikesi olasılığında artış, erken doğum, bebekte gelişme geriliği hatta anne karnında bebek ölümlerinin fazlalaştığı bilinmektedir

Anne adayı olan kadınlar ve bebeğin sağlığı için kilonuz oldukça önemlidir. Eğer kilo fazlanız varsa bunlardan kurtulmak için en iyi dönem gebelik öncesidir. Her kadın “Hamile kaldığım zaman acaba çok kilo alır mıyım, daha sonra bu kiloları verebilir miyim?” sorusuna odaklanmaktadır. Anne adayının gebelikte ideal kilo alabilmesi için öncesinde de ideal kilosunda olmalıdır. Fazla kilolu olmak, çocuk sahibi olmayı olumsuz etkilemektedir. Fazla kilo göbek çevresinde yağlanmaya bu durumda insülin direncine yol açmaktadır. İnsülin direnci de yumurtlama problemlerine yol açarak gebe kalmada güçlüğe neden olur. Fazla kilo gebelikte ayrıca; tansiyon yüksekliği, gebelik şekeri, iri bebek dolayısı ile sezaryan oranlarında artışa, bebekte kalp ve sinir sisteminde anomali olma olasılığını artırır. Bu nedenle fazla kilolu anne adaylarına, hamileliğin öncesinde anne adaylarının liftten zengin, yağdan fakir diyet uygulayıp, egzersiz yaparak kilo vermesi öneriyorum. Aşırı zayıf olma durumu da gebe kalma şansını da azaltmakta, gebelikte düşük tehlikesi , gelişme geriliği ve erken doğum riskini artırmaktadır.

Tüm bu bilgiler ışığında anne adaylarımıza tavsiyem gebe kalmadan önce kadın doğum hekiminizde muayene olmak, gerekli tetkiklerinizi yaptırmak, 3 ay öncesinde folik asit vitaminine başlayarak, ideal vücut kitle indeksine sahip olduktan sonra  hamileliğinizi  planlamanızdır.

Op. Dr. Deniz Güleryüz Çakmak


annesütü-1200x720.png
23/Eyl/2019

Anne sütünün hem anneye hem de bebeğine oldukça yararı mevcuttur.  Her bebeğin ihtiyacına göre özel olarak üretilir. Bebeğinizin doğum haftasına ve  kilosuna göre sindirim sisteminin kabul edebileceği yağ ve protein miktarına bağlı olarak üretilir. Anne sütü, tüm dünya bebekleri için üretilmiş en mükemmel besin takviyesidir.

Göğüsleriniz hamilelik döneminden başlayarak doğuma kadar süt üretimi için hazırlanır. Emzirmenin ilk günlerinde üretilen süte kolostrum denilir. Bu özel süt sarımsı ila turuncu rengindedir kalın ve yapışkanlıdır. Kolostrum, bebeğinizin enfeksiyonlara karşı korunması için yenidoğanın ilk günlerinde ihtiyaç duyduğu tüm besin maddeleri ve sıvıları sağlar. Mümkünse bebeğinizin vücuduna alacağı ilk besin kolostrum olmalıdır.

Anne sütü, bağışıklık sistemini güçlendiren maddeler içerir. Anne sütü ile büyümüş bebeklerde enfeksiyon hastalıkları daha nadir görülürken, beyin gelişimine de  son derece olumlu etkileri mevcuttur. Çocukluk çağı ishalleri, alerjiler, solunum yolu rahatsızlıkları anne sütü sayesinde önlenebilir. İlerleyen yaşlarda görülen kanser türleri, kemik erimesi gibi ciddi hastalıklar, bebekliğinde anne sütü almış kişilerde daha nadir görülmektedir. Anne sütü mikropsuzdur. Doğrudan bebeğe verildiği için bebeğiniz mikropların neden olduğu hastalıklardan korunur. Kolaylıkla da sindirilebilir.

Emzirmenin anne içinde birçok yararı mevcuttur. Emzirme sırasında salgılanan hormonlar, annenin rahmini toplayıcı etkileri ile doğum sonu kanamaları engelledikleri gibi kilo vermeye ve vücudun eski şeklini almasına yardımcı etkilere de sahiptir. Hazırlanma, ısıtılma gibi problemleri olmadığı içinde annelere büyük kolaylık sağlar ayrıca oldukça ekonomiktir. Anne ile bebeğin duygusal bağını da güçlendirir.


vitamin-d-ve-kısırılık.jpg
23/Eyl/2019

İnfertilite yani çocuk sahibi olamama tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olup, çiftlerin yaklaşık %15 ini etkilemektedir. Polikistik over sendromu ve çikolata kistleri çocuk sahibi olamamanın kadındaki en önemli nedenlerindendir. Polikistik over sendromu, yumurtlama problemleri, obezite ve insülin direnci ile karakterizedir.

Ülkemizde yaygın bir sağlık problemi olarak görülen vitamin D eksikliği, değişik yapılan araştırmalara göre ortalama olarak %50-90 arasında toplumda eksikliğine rastlanılmaktadır.  D Vitamini, kolestrol yapısında bir hormon olup, temel olarak %80-90 güneşışığı maruziyetinden sonra deride sentezlenmekte, çok az bir kısmı ise diet yoluyla alınmaktadır. Diet yoluyla da en çok balık yağları ile birlikte alınmaktadır..En iyi bilinen görevi kemik sağlığı ve mineralizasyonunu sağlamasıdır. Kas-iskeket sistemindeki etkilerinden ayrı eksikliği durumunda kansere, otoimmmün hastalıklara, allerji, kalpdamar sistemi hastalıklarına ve diabete yol açtığı gösterilmiştir..

Kadın ve erkek üreme sistemi üzerine de önemli etkilerinin mevcut olduğu saptanmıştır. Kadınlarda östrojen hormon yapımını desteklemektedir.   Erkeklerde de vitamin D düzeyi ile testosteron seviyesi ve semen kalitesi arasında ilişki mevcuttur. Eksikliğinde östrojen ve testosteron hormon düzeyleri düşmekte, sperm kalitesi de bozulmaktadır. Kadın hastalıkları içinde polikistik over sendromunda eksikliği

Vitamin D düzeyi ve Polikistik over sendromu
Polikistik over sendromu üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen hormonal problemlerden biridir.Obezite, artmış insülin direnci,, yumurtlama problemleri ve infertilite ile ilişkilidir. Polikistik over sendromunda da vitamin D düzeylerinin azalması artmış insülin direnci ile birliktedir. Klinik çalışmalar D vitamini takviyesinin insülin salgılanması, yağ profili, adet düzeni, yumurta gelişimi üzerine olumlu etkilerinin olduğunu göstermektedir. Ayrıca tüp bebek programlarında da vitamin D düzeyi normal olan kadınların gebe kalma ihtimalinin  düşük olanlara göre daha iyi olduğu gözlemlenmiş.

Çok sayıda klinik çalışma ,Vitamin D düzeyinin normal sınırlarda olmasının insülin direncini düzelttiğini göstermektedir. Vitamin D yağ hücrelerinde depolandığı için,insülin direnci ile birlikte yağ hücrelerinin miktarındaki artışın,vitamin D düzeylerinin düşmesine yol açmaktadır. Serum vitamin D düzeyinin düşmesi insülin direncinin artışına yol açmaktadır. Obez polikistik overli kadınlarda Dvitamini düzeyinin düşük olduğu saptanmış.


dogum-agrisi.jpg
23/Eyl/2019

Ağrı, insanlık tarihi kadar eski bir kavram olup, kendini oluşturan uyarandan kaçmak için kişide uyanıklığa yol açan hoş olmayan bir duygu olarak tarif edilir.  Göreceli bir kavram olup, kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Cinsiyet, ırk, din, dil, sosyokültürel çevre gibi birçok faktör ağrı eşiğini, dolayısıyla da ağrılı uyarana tepkiyi değiştirmektedir.

Doğum ağrısı kendine has özellikleriyle fizyolojik ve psikolojik yönleri olan bir ağrıdır. Fizyolojik faktörlere örnek; yaş, doğum sayısı, gebenin fiziksel durumu, doğum yolu ve bebeğin ölçüsü sayılabilir. Doğumda ağrının daha fazla olacağının göstergeleri; ilk doğumunu yapacak olmak, anne yaşının genç olması, suni sancı verilmesi, bebeğin büyüklüğü, adet sancısı öyküsünün olmasıdır. Psikolojik faktörlere örnek ise doğum korkusudur. Doğumun ağrılı olması genel olarak kabul görse bile kontrol edilebilecek bir ağrıdır.  Doğum esnasında çoğu gebenin yaşadığı korku ve anksiyete ağrıya toleransı azaltarak ağrının daha şiddetli algılanmasına sebep olur. Burada önemli olan doğum ağrısı bilinçli bir şekilde yönetilirse ağrının şiddetinin daha az algılanabileceğidir. Bilinçli ağrı yönetimi içinse zihinsel ve bedensel olarak doğuma hazırlık önemlidir.

Gebeler arasında ağrının şiddeti farklı algılanır. Herkesin ağrı eşiği birbirinden farklı olabilir.  Doğum sürecinde bazı faktörlerin anneyi olumsuz etkilediği saptanmıştır. Bu faktörlere değinecek olursak;

·         KÜLTÜREL FAKTÖRLER
Kültürel değerler ve inançlar, gebenin ağrıya vereceği yanıtı etkilemektedir. Bazı kültürler ağrı çeken bireyin duygu ve davranışlarını açıkça göstermesine izin verirken bazı kültürlerde ise duyguların ve davranışların açıkça gösterimi hoş karşılanmaz.

·         DOĞUMA HAZIRLIK EĞİTİMİN ETKİSİ
Doğum için hazırlanma annenin rahatlamasını sağlayarak analjezi ihtiyacını azaltmaktadır. 21-23 . haftalarda doğuma hazırlık kurslarına katılan kadınların ağrı seviyelerinin azaldığı, ağrıyla başa çıkma tekniklerini öğrenmiş oldukları görülmüştür.

·         HALSİZLİK VE UYKU SORUNLARI
Doğum sırasında anne yorgun olabilir bu da ağrıya verilen cevabı etkiler. Yorgunluk sonucunda annenin enerjisi azalır, ağrı ile baş etmekte zorlanır. Uzun doğumlar ve yorgunluk ağrının daha fazla algılanmasına ve ağrı eşiğinin düşmesine sebep olur.

·         AĞRININ GEBE İÇİN ANLAMI

Ağrının algılanması kadının kendini algılaması ile ilgili olduğu gibi, kültürel beklentilere de bağlıdır. Kadın doğum eylemini korku dolu bir olay olarak algılayabilir ya da mutluluk dolu bir olay olarak düşünebilir. Gebenin doğumu ağrılı bir süreç olacağını düşünmesi korku ve gerginliğini artırarak  ağrı algısını artırır.

·         DAHA ÖNCE YAŞANAN DENEYİMLER
Gebenin geçmiş ağrı deneyimleri, o sırada ve gelecekte yaşayacağı ağrı düzeyini etkiler. Zor ve uzun sürmüş bir doğum deneyimi yaşanmış olabileceği gibi ağrı ile başa çıkma becerilerinin kazanıldığı olumlu deneyimlerde yaşanabilmektedir.

·         DOĞUM DESTEĞİ
Doğuma yardımcı bir kişinin özellikle profesyonel ebe veya  doula, ayrıca eğitimli eş desteğinin doğum süresinin kısaldığı, tıbbi müdahale ve ağrı düzeyinin azaldığı görülmüştür.

·         ÇEVRE
Gebeler genellikle doğumda yabancılık çekmeyecekleri konforlu ve aynı zamanda güvenli ve mahremiyetlerinin korunduğu fiziki ortamı tercih ederler. Böyle bir ortam gebenin kendini rahat ve özgür hissetmesine izin verir. Gebenin rahat hareket edebilmesine yardımcı olacak ilaç dışı uygulamaları (müzik, doğum topu vs.) kullanabilmesine olanak sağlar.

Sonuç olarak ağrı, gebenin doğumunu fiziksel, ruhsal, ve sosyal yönden etkileyerek kalitesini düşürmektedir. Bu nedenle, gebenin deneyimlediği ağrının kontrol altına alınması kişinin rahatlaması, doğum kalitesinin yükseltilmesi, komplikasyonların azaltılması açısından önemlidir. Dünya Sağlık Örgütü sağlıklı anne ve bebek için mümkün olan en az girişim ile güvenli bir şekilde doğum eyleminin gerçekleşebileceğini belirterek, doğum eylemi boyunca gebeye duygusal ve fiziksel destek verilmesini önermektedir. Doğumhanede çalışan sağlık profesyonelleri, doğum sırasında gebenin ihtiyaç duyduğu fiziksel ve psikolojik gereksinimleri karşılamak, doğum ağrısı ile baş etme konusunda deneyim ve bilgilerini gebeyle paylaşarak olabildiğince sorunsuz bir süreç geçirmesine yardımcı olacaklardır.


bursa-dogal-dogum.jpg
23/Eyl/2019

Doğum, kadın hayatında yüzyıllardır kendiliğinden gerçekleşen fizyolojik bir olaydır. Doğal doğum ise, bu süreci mümkün olduğunca bozmadan eylemin kendi kendine başladığı, tıbbi gereklilik durumunda müdahalenin olduğu, bebeğin doğar doğmaz kordonu kesilmeden anne göğsü ile buluşarak ten tene temasın sağlandığı ve belli bir süre annenin göğsünde kaldığı doğum şeklidir. Bu yaklaşım için günümüzdeki uygulamalarda; doğal doğum, normal doğum, aktif doğum, içsel doğum, fizyolojik doğum, suda doğum, hipnozla doğum, gibi pek çok ifade kullanılmaktadır

Doğal doğumun en çok kabul edilen diğer tanımı da anne adayının içgüdülerinin rehberliğinde kendi doğumuna aktif olarak katıldığı ve gereksiz müdahalelerin olmadığı doğum eylemidir. Buna İçgüdüsel doğum da diyebiliriz. Yani kadının kendi içine döndüğü, düşünerek değil bilinçaltı seviyede gerçekleştirdiği doğum şeklidir. Bu sayede aktive olan hormonlar, anne ve bebeğini doğuma en sağlıklı biçimde hazırlamaktadır. Düşünerek ve sorgulayarak doğal doğum yapamayız. Gereksiz yere yapılan her müdahalenin doğumun işleyişi ve hormonların salınımı üzerine negatif etkisi vardır.

Doğal doğum yapılabilmesi için anne adayının gebe kaldığı dönemden itibaren doğuma hazırlanması gerekmektedir. Bunun için doğuma hazırlık eğitimleri, nefes, yoga-pilates çalışmalarına katılabilirler. Sonrasında ise gebenin eğitimlerde öğrendiklerini her gün kendi üstünde çalışarak bedenini ve zihnini doğuma hazırlanması önemlidir.

Tabi ki bunun yanında anne adayına sağlanan doğum ortamı da önemlidir. Anne adayına güven ve mahremiyetin olduğu ortamı sunmalıyız. Gebe kendi bedeni ve ruhuna güven ve saygı duymalıdır. . Doğumda anne adayına destek olacak sevdiği birinin (arkadaş/eş/doğum koçu) yanında olması önemlidir. Doğumda kadın istediği şekilde davranmalı ve hareket özgürlüğü sağlanmalıdır. Doğum, anne adayının işi olup, doktor ve ebe rehberlik yapmalı, tıbbi gereklilik durumunda müdahale etmelidirler.

Sonuç olarak doğum, yüzyıllardan beri kendiliğinden gerçekleşen bedenin doğal, normal ve sağlıklı bir fonksiyonudur.  Bu fizyolojik süreçte, gereğinde tıbbi müdahale yapılması önemlidir. Gebelik döneminde rol olan tüm hormonlar, anne ve bebeğini doğuma en sağlıklı biçimde hazırlamaktadır. Gebelik ve doğum eylemi bir hastalık değil, bedenin doğal, normal ve sağlıklı bir fonksiyonudur. Yeter ki biz bu doğal eylemin gerçekleşmesine izin verelim.

Op. Deniz Güleryüz Çakmak

 


gebelikte-seker-hastaligi.jpeg
23/Eyl/2019

Gebelik öncesi diabeti olmayan gebede, gebeliğin 24. haftasından sonra başlayıp, doğum sonrası 6. haftaya kadar devam eden sonra normale dönen şeker hastalığına gestasyonel diabet denir. Tüm gebelerin %5 inde görülmektedir.

Gebelikte diabet neden ortaya çıkar?

Gebelikte bebeğin gelişimine yönelik şeker metabolizmasında değişiklikler olur. Plasentadan salgılanan HPL adında hormon gebelikte bebeğe yeterli şeker gitmesini sağlamak amacıyla insülinin kan şekerini düşürücü etkisini baskılar. Gebelikte doğal olarak kan şekeri yüksekliğine yatkınlık oluşur. Bu eğilimin normal dışı artışıyla 24. haftadan sonra gestasyonel diabet görülür.

Hangi gebeler diabet açısından risk altındadır?

  • 35 yaşından büyük gebeler
  • Gebelik öncesi normalden fazla kilosu olan kadınlar
  • Polikistik over sendromlu kadınlar
  • Daha önce ölü doğum yapmış veya anomalili bebek doğurmuş kadınlar
  • Daha önce 4000 gr’ın üzerinde doğum yapmış kadınlar
  • Önceki gebeliğinde diabet hikayesi olan gebeler
  • Birinci derece akrabalarında diabet hikayesi olan gebeler

 

Gebelik diabetinin bulguları nelerdir?

Çok yemek yeme ve çok su içme, sık idrara gitme ve sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, inatçı vajinal mantar enfeksiyonu, fazla kilo alımı şikayeti olanlarda gebelik diabeti tanıda düşünülür.

Gebelik diabetinde tanı nasıl konulur?

Gestasyonel diabet tanısı konulanların yarısında herhangi bir risk faktörü bulunmamaktadır. Bu nedenle tüm gebelere gebeliğin 24.-28. Haftaları arası glukoz tarama testi yapılmalıdır.

50 gr  oral glukoz tolerans testi: Açlık kan şekeri testi alındıktan sonra bir bardak suda eritilen 50 gr glukoz içilir. İçtikten 1 saat sonra tokluk kan şekeri ölçümü yapılır. Açlık kan şekeri 90’dan küçük, tokluk 1. Saat kan şekeri 140’ın altında olmalıdır. Değerlerden bir tanesinin yüksek olması diabet tanısı koydurmaz sadece şüphelendirir. Tanının doğrulanması için 100 gr OGTT yapılmalıdır.

100 gr oral glukoz tolerans testi: Gebelikte diabet tanısı koydurucu testtir.12 saatlik açlığı takiben  açlık kan şekeri ve bir bardak suda eritilmiş 100 gr glukoz içildikten sonra 1., 2., ve 3. Saatlerde yapılan kan şekeri ölçümü yapılır. Bu dört ölçümden 2 veya daha fazla değerin yüksek çıkması gestasyonel diabet tanısı koydurur.

Gebelik diabetinin komplikasyonları nelerdir?

Kontrolsuz gebelik diabeti durumunda annede ve bebekte gelişebilecek birtakım sıkıntılı durumlar mevcuttur.

 

Gebelikte aşırı kilo alma

Kontrolsüz diabette annede koma gelişme riski mevcuttur

Sık tekrarlayan idrar yolu ve vajinal mantar enfeksiyonları

Bebeğin normalden iri olma ve amnıyon sıvısının normalden fazla olma riski

Özellikle başta kalp olmak üzere doğumsal anomali olma riskinde artış

Ani anne karnında ölüm riski

İri bebeğe bağlı normal doğumda zorlanma riski, sezeryan oranında artış

Doğum sonrası bebekte görülebilecek metabolik düzensizlikler

Yenidoğan yoğun bakımı ihtiyacında artış

Gebelik diabetinin  takibi nasıl yapılmalıdır?

Gestasyonel diabetli gebelerin takibi normal gebelik takibinden farklıdır. Gebelik muayeneleri daha sık aralıklarla yapılır. Kontrollerde kan şekeri takipleri ve kilo alımları değerlendirilir. Anne adayı kan şekerlerini evde düzenli olarak takip edip, şeker takip çizelgesine 34. haftadan itibaren haftalık NST takibi yapılmalı. İki haftada bir ise ultrasonografi ile bebek gelişimine ve amniyon sıvısına bakılmalıdır.Anne bebek hareketlerini yakından takip etmelidir. Hareket azalması durumunda doktoruna hemen başvurmalıdır.

Gebelikte ağızdan şeker ilaçları tedavide kullanılmaz. Öncelikle diyet tedavisi başlanır. Gerekli görüldüğünde insülin tedavisine geçilir. Doğum şekli ve zamanlaması konusunda normal gebelikteki gibi davranılır. Engelleyici bir durum yoksa normal doğum yapılabilir.

Doğum sonrasında 6. Haftaya kadar şeker açısından dikkatli olunmalıdır. Gestasyonel diabeti olan gebelerde ileri ki hayatlarında  tip 2 diabet gelişme olasılığı yüksektir.


Dr. Deniz Güleryüz Çakmak

drdenizgüleryüz

1979 yılında Kırıkkale’ de doğdum. Orta ve lise eğitimimi Kayseri Nuh Mehmet Baldöktü Anadolu Lisesinde tamamladım. 2003 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldum. 2008 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum...

Tüm Hakları Saklıdır. Op. Dr. Deniz Güleryüz Çakmak

1
Merhaba,
Size Nasıl Yardımcı Olabiliriz?
Powered by